Hakkımızda

Selvi AKTÜRK

Paylaş

Üniversiteyi bitirmiş işe başlamayı düşlerken devlet yetiştirdiği öğretmenine iş olanağı sağlamamış ve bir eleme sınavı koymuştu. arkadaşlardan bulabildiğim kitaplarla üniversiteyi kazanabilmeyi başardığımda yaşamda ilk büyük engeli aşmış oldum. Yokluk, üniversite yıllarında da devam etti. Birçoğumuzda olduğu gibi… Birbirimizin yokluğunu, çokluğunu paylaşarak hala sürdürdüğümüz dostlukları o yıllarda kazandım. Artık bitti. Öğretmenliğe başlıyorum derken sistem beni tekrar işsiz bırakarak aldığım bir arpa boyu yolu tekrar başa döndürdü. Sorunu dile getiremeden babamın tahlil sonuçları gündeme bomba gibi düştü. Babam akciğer kanseriydi ve babamın kanser olduğunun ortaya çıkmasıyla tayinim çıksa da evlenmeden gidemeyeceğim bana annem aracılığıyla tebliğ edildi. Güler misin, ağlar mısın? Dizginleri ele almanın zamanı gelmişti. Geçip babamın karşısına tayinim Artvin’e çıktı. Ancak seni bırakıp hiçbir yere gitmem, evlenmem de. Hayırlısıyla sen sağlığına kavuş, gerisini sonra düşünürüz dedim. Babamın düşüncelerini,benim düşüncelerim olarak gümüş tepside babama sunduğumda gördüğüm kabul şaşırtıcıydı. Başarısızlığımdan başarıyı yaratmaya başladığımı fark ettim. Mezun olmam gereken yılda henüz öğretmen olmak için okul bitiminde eleme sınavı yoktu. Arkadaşımın kızı doğmuştu ve ben nasıl olsa geçerim, o zor durumda diyerek onun yerine sınava girdim ve yakalandık. İkimiz için de memurluk hayallerimizin sonu olan bu hata, yıllar sürecek bir var olma savaşına dönüşecekti. O arkadaşım ve ben bir yıl kaybettik. Zaten zor şartlarda okurken bu bir yıllık kayıp beni daha da zor durumlara düşürdü. Erkek kardeşim liseyi bitirmiş ve babamın “daha ne kadar benden harçlık alacaksın “demesi üzerine gidip işe girmişti. Benim işe girmeme izin verilmedi. Bir sabah okula giderken babamdan yol parası istedim. Git kardeşin versin diyerek beni erkek kardeşime yolladı. Erkek kardeşimden yol parası istediğimde babam versin dedi. Daha önceden aldığım harçlıklardan yaptığım tasarrufla annemin de olaya dikkatini çekerek dönüp arkamı gittim. Gün boyunca moralimi bozmak yerine bunu şansa çevirmenin yolunu aradım. Yakın arkadaşım Nur, yetişti imdadıma ve bana Topkapı Otobüs garında Keşan Birlikte bilet kesme işi buldu. Sevinçle kabul ettim. Akşam eve geldiğimde telaşlı olan annemdi. Gayet sakin bir şekilde işe girdiğimi ve pazartesi günü başlayacağımı söylediğimde kimseden ses çıkmadı. Artık özgürdüm… Ağlayıp karalar bağlamanın sırası değildi. Yenilmeyeceğime göre de doğru plan yapmalıydım. küçük erkek kardeşimle birlikte gidip gelirim diyerek kursa başlamak için izin aldım. Okul hayatım boyunca da büyük erkek kardeşim okula götürüp getirmişti zaten. Özgür yaşam henüz hayal… öğretmenlik aşkıyla sınıf içinde geri kalan, anlayamayan öğrencilere eksik konuları anlatmaya başladım. Biraz olsun kendimi avutuyor, mutlu ediyordum. Muhasebe hocam sonunda konuyu idareye taşıdı ve ben kefilim, diyerek bana referans olup öğretmenliğin yolunu açtı.Kursta öğretmenliğim devam ederken kaybettim babamı. Kendimi toparlayamadan bir kuyuya daha attı yaşam beni. Şampiyon Bilgisayar ve Meslek Kursları ile kaderim öğretmenliğe tayinim çıkmadığı zaman kesişti. Bilgisayarlı Muhasebe ve 10 Parmak Klavye kurslarına birlikte yazıldım. Bilgisayar kursuna da o zaman başlamadığım için sonraları birçok kez pişman oldum. Bilgisayar bilmeyişimin eksikliği hep karşıma çıktı. İş hayatında disiplinli, ev hayatında rahat, özel hayatında hareketli, neşeli, arkadaş canlısı olmayı seçtim ve sürdürdüm. Babamın yaşantımdan çıkmasıyla zor, ama bir o kadar da özgür kararları alabildiğim, başarı eğrisinin sürekli yukarı doğru olduğu yıllar başladı. 1987-1991 yıllarında Şampiyon Bilgisayar ve Meslek Kursları - Muhasebe öğretmenliği ve sınav koordinatörü yardımcılığı yaptım. Sevdiğim işi, sevdiğim yerde yapıyordum. saat kavramı, hafta arası, hafta sonu demeden sürekli çalıştım. Şampiyon Kursları’nda ben olduğum, başardığım, sevdiğim, enerjimi sakınmadığım için vardım. Muhasebe hocamın ben de, benim de muhasebe hocamdaki rolüm bitmiş ve ikimiz de birbirimizi çıkışa taşımıştık. Mutluyduk… yeni girdiğim işyerinin mali müşavirinin değiştirilmesini mevcut eksikleri patrona göstererek sağladım. Muhasebe hocamın dört yeni şirketi daha olmuş ben de tam dört katı fazla maaşlı işe girmiştim. Süper bir adımdı. Asıl işim Şampiyon Bilgisayar ve Meslek Kursları’ndaki işimdi. Çünkü sevdiğim iş oydu. İşyeri taşınınca bir yol ayrımının daha başındaydım ve meslekte iyi bir noktaya gelmiştim. Öğretmenliği çok seviyorum. Muhasebeye ise bayıldım. Kendine mühasır radikal, dürüst ve aynı zamanda bir lokma,bir hırka mantığında dünya tatlısı ve huysuzu Atila’m hayatıma girmişti ve ben sürdürdüğüm işlerin tamamını bitirip Şampiyon Bilgisayar ve Meslek Kursları’ndan devam etmeye karar verdim. Sevdiğim işi yapmak yaşantımda olmazsa olmazımdı. Atila’m ile dürüstçe kabul ediyorum sanatçı genlerden gelişinin de etkisiyle evlenmeye karar verdim ve başaramayacağını anlayınca da evlenme teklifini ben yaptım. Evlenme teklifimi kabul edişi bile kendine hastı. Canım benim. Benim için milat 29.11.1991. Evlendim. Şampiyon Bilgisayar ve Meslek Kursları yönetimi beni kadrolu olarak işe alırken görevlerimi saydı. Maaşlı, SSK’lı olacak ve memurluk işi yapacaktım. Benim sabrımı ölçüp kalıcı olup olmadığımı anlamak için beni sınavdan geçirdiklerini henüz bilmiyordum.Gidecek yerim yok, güvenecek ailem yok. Üstelik de sevdiğim iş bu kurumda. Geriye gidecek yol olmayınca tek yol ileri…Bu kararı verdiğimde 23 yıllık bir direniş başlattığımı henüz bilmiyordum. Yetki ve sorumluluklarımı asla bırakmadım. Arkadaşlarım, Üniversite bitirdin, öğretmen oldun, memurluk yapıyorsun diye söylenseler de onlar yanımdan ayrıldıktan sonra ben kendi gerçeklerimle kalıyordum.Yaşam ilk ödülünü sabrıma karşılık Şampiyon Bilgisayar ve Meslek Kursları aracılığıyla gösterdi. Şampiyon Kursları, benimle memur olarak konuşurken gerçek planlarının Bakırköy şubesi açılacağı için oraya Müdür olarak beni seçtiklerini ve bunu da kimseyle henüz paylaşmamamı istediklerini tebliğ etti.Bakırköy Şubesinin açılışı ve benim oraya müdür olarak atanmamla yaşantım güzel, özgür, cesaret dolu, girişimci, dolu dizgin başladı. Şampiyon Kursları Bakırköy şubesine çok sevdiğim Aytül Yavuz ve 8-10 tane daktilo öğrencisi ile gönderildim. Herkes birden değişti. Yaşamın yeni bir boyutundaydım. Fark ettim. İlk işe alındığımda hoca (İhsan Yener) ile tanıştırma toplantısı yapıldı Ferhan Abla da memur olarak işe alınmış ve müdürümüz olmuştu. Bunu bana zevkle, memnun ve gülerek anlatıp senden de bunu bekliyorum dediğinde tüm hınzırlığımla “o zaman ben memur olarak girip sahibi olarak çıkmalıyım” dediğimde hepimiz kahkahalarla gülmüştük. Şampiyon Bilgisayar ve Meslek Kursları’nda işe başladığımda 23 yaşındaydım. Burada her çalışan memur olarak başlamış ve yıllar içinde kariyeri gelişmiş, emekliliğe kadar çalışmış. Emekli olduktan sonra da yeni öğretmenlere rehberlik ve danışmanlık yapıyorlardı. Ben de bu süreç tersine başladı. Sadece kalıcı olup olmadığımın anlaşılması için memurlukla başlatmış çok kısa sürede müdürlüğe atanmıştım. Yalnızdım. Hem derslere giriyor, halkla ilişkilerde çalışıyor, müdürlük görevimi sürdürüyordum. Böyle bakınca çekilmez gibi görünüyor ancak çok severek çalışıyordum. Hoca (İhsan Yener) Bakırköy Şubesine geldi. Hocanın ziyareti teşekkür içindi. “ kızım bana bir şeyi kabul ettirdin. Köşe değil Köse çalışır. bir altın madalyayı hak ettin” dediğinde Bakırköy şubesindeki öğrenci sayısı 1.100’ü bulmuştu. Düşüncelerimin doğması, dile gelmesi, eyleme geçmesi ve sonunda başarıya ulaşmak yeni oyunumdu. Tüm sorunlarına rağmen “meyve veren ağaç taşlanır” diyerek söz yerindeyse canıma okudular, mobbing uyguladılar. Grup içinde çirkin ördek yavrusu psikolojisiyle 23 yıl geçirdikten sonra kuğuya dönüşerek ortamdan ayrılmak zorunda kalmayacağımı henüz bilmiyordum. Bakırköy şubesi başarıda tavan yaptı. Şubenin başarısı, geliri düşer korkusuyla benim Kadıköy şubesine geçme isteğimi reddettiler. Kadıköy şubesine geçmemin kimseye zararı olmadığını düşünüyordum. Yanılmışım. Kadıköy şubesine geçecektim. Kararlıydım. Hoca (İhsan Yener) bu şubeden ayrıldığında seni bir gün bile aratmayacak nitelikteki müdürü yetiştirirsen Kadıköy şubesine geçebilirsin dediğinde ben o işi halletmiştim zaten. Kadıköy şubesine çocuk yaparak geçmeye karar verdim.Kararlıydım. Kanuni doğum iznine çıktığımda tek kelimeyle terk edildim. Parasızdım. Bir karnabahar istediğimde çok pahalı o kadar para verilir mi diyen bir aileye gelin gelmiştim. Atila’m ayrı alemdi. Bu kez olay çıkarma sırası bana gelmişti. Kadıköy şubesine gidip yokluk, çaresizlik ve hamilelik psikolojisiyle ağzıma geleni söyledim. Aslında işten çıkışımı yaptıklarından haberim yoktu.Hoca Şişli şubesine çağırdı.Mağduriyetim giderildi. Şubat 1995’te Kadıköy şubesine işbaşı yaptım. Kadıköy şubesine başladığımda yeni işe girmiş memur gibi aynı sandalyede oturtup aylarca kütük işlettiler. yöneticisini, kadrosunu incelemeye koyuldum. otorite boşluğu var, yol geçen hanına dönmüş.. Böyle gitmez. Ancak gücüm yok dur demeye. Kadıköy şubesi kapanmanın eşiğine gelmiş, öğrenci sayısı 100’e kadar düşmüştü. Hoca şubeyi ziyarete geldi. İçindeki sitemi aktardıktan sonra bunu avantaja çevirmem ve Bakırköy şubesi gibi bir şube yaratmamı beklediğini söyledi. Motive edildikçe daha iyi çalıştığımı bir aferin için başaramayacağım bir şeyin olmadığını üzülerek fark ettim.Aferin demeyen baba, hoca, koca üçlüsüne ömrümü verdim. Önce Bakırköy şubesiyle boy ölçüşen, yarışan, sonra da geçen bir Kadıköy şubesi yarattım. Kadıköy şubesi 1200 öğrenciyi gördü. Tüm yetki ve sorumluluklarımı bu şubede kullandım. Kişisel başarımı yakalayıp, mesleğimde iyi olduğumu kanıtlamaya çalışırken Şampiyon Bilgisayar ve Meslek Kursları’na sağladığım maddi kazancın ne kadar büyük olduğunun farkındaydım.. Önemli olan mutlu olduğum işte “başardım” diyebilmekti. Kızım Ezgi lösemiye yakalandığında hiç çıkmadan 8 ay hastanede yatmak zorunda kaldık. Şimdiye kadar verdiğimi düşündüğüm savaşın aslında bir şey olmadığını o zaman fark ettim. Tam düzelecek derken bir darbe daha aldım. İşten çıkartılacaktım ve bu kez yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Son bir gayret göstererek SSK’da yatmak ve primlerimin de ödenmesi halinde kızım tedavi ettirebileceğimi aksi halde babasının üzerinden devlet hastanesine yatarsa açıktan ödenecek paraların altından kalkamayacağımı anlattım Her şeyin bittiği andı. Hocadan haber geldi. SSK’da yatarken maaşım da ödenecekti. O kadar mutlu oldum ki yıllardır yaşadıklarım silindi gitti. Kızımı bana tekrar kazandırdı. Hastalığa karşı savaşımız tüm yakın akraba, dost, arkadaş, kaderin, doktorunun ve tıbbın yardımıyla kazandık. Tedavinin bitimine yakın, işten atılmayla karşı karşıya geldiğimi bir dost telefonuyla öğrendim. “ işe gel, burası karışık” diyordu. İnanamadım. Hastaneden çıkıp işe geldiğimde şaşıran bir taraf daha vardı. İşbaşı yapmıştım. İhsan Yener “seni çok aradık ama bu yolsuzluk içinde bulamadık” demesi acı bir özürdü. İçim rahat. Tüm kanuni hak, yetki ve sorumluluklarımı taşıyarak başım dik işimin başına döndüm. Şube elden gitmişti. İki yılı aşkın sorunlu ve soruşturma dolu yıllar yaşandı. Şubeyi tekrar toparladık. Her şey yolunda görünse de hissettiğim ama adını koyamadığım bir terslik vardı. Bir gece bilinçaltım yardım etti. Rüyamda soğukluğunu yüzümde hissettiğim bulanık bir deniz dalgalarının benim ve Kadıköy şubesi çalışanlarının üzerine doğru geldiğini ve yüzüme çarptığını korkarak hissettim. Son dakikada beyaz bir boşluktan önce çalışanları sonra da kendimi oradan içeri attım ve dalga üzerimizden geçip gitti. Sabah kalktım. Gülecekler ama bunu yönetici toplantısına götürmeliyim diye karar verdim. Konuyu anlatırken biraz ciddiyet katarak bir terslik var, adını koyamıyorum. Tüm şubeler çekirdek kadroya insin. Bizi bir zorluk bekliyor diyerek rüyamı anlattım. Saygısızlık yapmadılar ancak gülümsemeyi de esirgemediler. Hoca müdahale ederek benim haklı olduğumu ve bir krizin içinde olduğumuzu açıkladı. Bu kez ben şaşkındım. Çekirdek kadroya inme kararı alındı. Yöneticiler toplantı bitince şubelerine döndüler. Toplantıda alınan kararları sadece Kadıköy şubesi olarak biz uyguladık. Krizden yara alınmadan kurtulan tek şubeyiz. Beyazıt ve Bakırköy şubeleri kapandı. Kadıköy şubesi burnu bile kanamadan krizden çıktı. Şişli şubesi batan şubelerin öğretmenlerini istemediği ve tazminatlarını da ödemediği için kadro fazlalıkları Kadıköy şubesine dolduruldu. Artık yorulmuştum ve sesimi duyuramıyordum. Başa dönmüştüm. Yine tüm sorumluluklar bende bırakılmış, yetkilerim alınmıştı. Hiçbir şey yapılamıyor, hantal yapı ne taşınabiliyor, ne de sorun ortadan kaldırılabiliyordu. Bu kez tam tersine bir karar verdim. Artık ben nötr olacaktım. Tabi ardı ardına yanlış uygulamalar sonun başlangıcı oldu.Şubede çalışan fazlalığı oluştu. Her toplantıda kim çıkartılsın, o konuşuluyordu. Hedefte benim olduğum bilerek yokmuş gibi davranmak da ayrı başarımdı.Şubeyi ayakta tutmak zorundaydık. Çünkü işsiz kalacak olan bendim. Diğerleri emekli ve genç olanlardı. Riskli durumda olan bendim. Emeklilik için erken, yeni iş için geç kalınmış bir yaştaydım. 23 yıl kendi işimde çalışıyor gibi çalıştım. Şubede bu kez yönetici fazlalığı oluştu. Zoraki krizler yaratılıyordu. Öğretmenler istifa ederek ayrıldı. Yıllar içinde emek vererek yetiştirdiğim kadrom dağıldı. Yalnızdım. Kanuni yetki ve sorumluluklarıma tutunarak sakinleştim. 23 yıl sonra ilk kez diğerleri gibi çalışmaya başladım. Ne söyleniyorsa onu yap, üretme kabızı olarak çalış. Kurum içi mobbing artınca ve kurum içinde “dağlar taşlar bizim olacak” şarkısı söylenmeye başlandığında emekliliği düşündüm ve kararımı verdim 5 temmuzda emekli olacağımı bildirdim. İhsan Yener “ Artık yaşlandım. Kadıköy Şubesini sana devrediyorum” dediğinde. Kalbim duracaktı. Üçüncü yılımızı kutluyoruz bugün. İnanamıyorum Şampiyon Bilgisayar ve Meslek Kursları benimdi……
Kadıköy Şubesini alışımın üçüncü yılı. Şampiyon’a olan sevgim ve başarıya olan tutkumu bildikleri ve onları bu borç batağından kurtaracak tek kahraman (Kaz) beni gördükleri için büyüklü küçüklü tüm kadro destek vererek beni bu işin içine attılar. Severek de atladım. Başaracağımı biliyordum. Önce bana destek veren kadro gerçek yüzünü gösterdi. Kadıköy şubesine aldığım elemanı,erkek arkadaş olarak seçmesi, yaşının küçük olması, çalışanımız olması nedeniyle bu işe izin vermemem sorucunda yardımcım işi gücü terk ederek “bensiz bir şey yapamazsın”ı işledi. Kadrodaki öğretmenleri ayartıp aynı bölgede Kadıköy’de kurs açma girişiminde bulundu benim kadromu da götürmek üzere. (Bu ne hırstır. Bunlar varsayım değil, kişilerle konuşuldu. Çünkü bilgisayarlarının, sevgilisi’nin bulduğu bir depoya konulduğunu da tespit ettim.) Şu an duyarlılık gösteriyoruz gibi davranarak aslında her zamanki kışkırtıcılığını sergileyen ise, söz yerindeyse beni tokatladı. Uçan Parmaklar’ın her şeyine koşar görünene, İçimizde yetişen çocuğumuz diyerek gün olur Şampiyon Kursları sitesinden Kadıköy Şubesi’nin adını silerler korkusuyla yeni bir site yaptırdım, site parasını aldı. Site adını kendi adına yaptı. (diğer siteler için de bu geçerli. Herkes benim geçirdiğim tecrübeyi onunla yaşayacak.) İlk başta tecrübesizlik işte. Siteye reklam alabilir miyim diye sözüm ona masumca izin istedi. Kurs reklamı almazsan sorun yok dedim. Bir yıl boyunca tüm kurslar aylık 35.00 TL’den benim sitemden reklam yaptı. Çaresiz isteklerimi sürekli olarak ilettim. Kendi hatasını düzeltmedi ve düzeltmek için de para istedi. Bu böyle olmayacak diye siteyi kapatmaya karar verdim. Bir de baktım ki site zaten benim değilmiş. Parasını benim ödediğim siteyi gasp etti. Bakırköy şubesinin açılması aşamasında bir de gördüm ki Hocaya ait site ve benim sitem yenilenmiş ve korktuğum gibi Kadıköy Şubesi’nin adı silinmiş. Kadıköy Şubesi’ne yaptıklarının hangi birini anlatayım. Kayıt için gelen öğrenciler Şişli’yi aramış veya gidip görüşenler de var. Şişli’dekilerin söylediği “artık orasıyla bir bağımız yok, sadece adımızı kullanıyorlar, zaten onu da alacağız.” Üç yıldır da bu konuşmalar sürüyor. İşlenen konu, orası Şampiyon değil, bizimle ilgisi yok. (Bunları kanıtladım. Tipini anlattırıyorum, tipini de anlatıyorlar.) Bunları hocaya anlattım. Her zamanki duyarsızlığıyla, olmaz diyor ama, bilindiği gibi yaptırım gücü yok. Kadıköy Şubesi’ni bana devrederken yumuşak karnımdan vurdular. Çünkü kurumun zor durumda olmasının tek nedeni kirada oluşu. Bana istersem mülkünü de satın alabileceğimi söylediler. Ben de kurumun SSK, Vergi Dairesi, isim parasını, kişilerin tazminatlarını, kiraları, han aidatlarını bitirdikten sonra, kredi alabilecek duruma gelince Hocayla konuştum. Borçları bitirdim, sözünüz vardı,mülkünü de satın alabilirim dedim. Sonuç; bildiğin hoca, bildiğin Şampiyon. Sözlerini tutmadılar. Şahit olan hocalar da inkar etti. Sözlerinden döndükleri yetmiyormuş gibi kira biraz gecikti diye noterden ihtar ve tahliye istemi gönderdiler. Son konumuz: Kadıköy Belediyesi’ne olan borçları yıllardır biriktirdikleri biliniyor. Kurumu üzerimize aldığımızda bilgisayara Selvi Aktürk geçirdiler. Şampiyon Kursları yazsa da fark etmezdi. Bir lira vermemek için amuda kalkıyorlar. Hak, hukuk yok Rabbena hep hocaya… Borcun onlara ait olan bölümünü kiradan düşsünler dediği için ödedim. Sefer usta bunu bize bildirdi. Ödenen meblağı düştükten sonra kalan, kira bedeli diye yatırdım. Noterden kira ödenmemiştir diye ihtar çektiler. (Bu ne kimliksizliktir böyle) . Şimdi belge topluyorlar hukuken sözüm ona. Her zamanki oyunları işte. Emekli olup gidiyordum. Kızım, adımızı elli yıl daha taşıyacağına güvendiğim tek sen varsın diyerek Hoca bayrağı elime verdi. Yok etmek için yaptıkları ortada, bunlar Q klavye hikayesinden önceki olaylar. Q klavye hikayesine gelince; hepsi yıllarca elimden ekmek yedi. Bugünlerinde payım var. Hocanın adı ve benim yardımlarımla buradalar. Oynadıkları oyunların biriktiği torba, ancak bu hamleyle patlatılabilirdi :) gördüğünüz gibi. Onlar yerinde tepine dursun benim yaptığım, yaptıklarının önüne geçmek ve duyurmak. Zarar verirken, zarar görüyorum diye bağıranlar kendi bencil maddi çıkarlarının izini sürerken, kuruma zarar veriyor. Q klavye hikayesi adliye sınavında çıktı. Az zamanımız kaldı Q klavyede hazırlar mısınız? dediler. Ekmeğimizin kavgasını veriyoruz, yapılanlara rağmen. Hayır demedik. Bir aylık kayıt alın, sınıfta 6 aya ikna edin diye bizi yetirşirdikleri zamanlar öğrettilen yöntemdir bu. Bunu biz Q klavyeye uyguladık. Derse başlattık, zorluğunu anlattık ve aynı ay içinde F Klavye'ye geçirdik. Sonuç çok başarılı. 25 adliyeci yetiştirdik. Bu iş nereye gider diye kamuoyu yoklaması için ve yukarıda anlattıklarımdan dolayı, madem sizinle ilgim yok, şimdi görelim diye yazdım :) beklediğimden çok ses geldi. İlgim varsa neden bu olumsuz kamoyu çalışmaları var. İlgim yoksa size ne benim verdiğim değişik kurslardan Şunu öğrendim. Eskilerin deyimiyle: Biri çığırıyorsa çıkarına dokunan bir şey vardır. Yarışçılar ve F klavye için yıllardır çalışanlara, yumuşak karınları F klavye olduğu için oradan vurarak çalışıyorlar “İçimizdeki Amerikalılar” Hak edenin hırslarında boğulmaları dileğiyle saygılarımı sunuyorum....

Şampiyon Kursları Kadıköy Selvi Aktürk